Semerkand Gençlik Kulübü| İslami Sohbetler | Dini Hikayeler | Kuran-ı Kerim | Peygamberler Tarihi | Hadisi Şerifler | İslam Tarihi | Sahabeler | Tasavvuf | İlmihal | Dini Makaleler | En Güzel İlahiler | Dini Blog Sitesi

20/6/2009 - Biz Gazzeli Değiliz Rahat Olun!

Kategori: Dini Makaleler

         Biz Gazzeli Değiliz Rahat Olun!

 

Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?
 Dokunabilir misiniz  Göz yaşlarıma ellerinizle?”

             Hani böyle diyor ya şair, ağlayanlar var aslında. Fakat ağlamaları mısralarda değil, ölen anne ve babalarının baş  ucunda. Gazzeden bahsediyorum; masumiyetlerine perde çekilip, kurşunun soğukluğunu sıcacık kalplerinde misafir eden Gazzeli çocuklardan. O kadar masum ve asiller ki, düşmandan gelene siper ediyorlar göğüslerini ve haykırıyorlar çağdaş Dünyaya: “ Biz, sizler evinizde kanal kanal, magazin programları ve pembe dizileri izleyip keyf çatasınız diye, bu kurşunları misafir ediyoruz minicik bedenlerimizde. Sizlerin rahatı bozulmasın diye!


           
Günaydın yavrucuğum diyen anneye hasret, içini çekerek güne merhaba diyor Gazzeli çocuk. Bizlerse geç hazırlanmış kahvaltılarımızda, sitem ediyoruz annelerimize ve küskün başlıyoruz hayata o gün. Ya kahvaltı yerine biz yeseydik O körpe, masum çocukların kahvaltılık bombalarını? O zaman daha bir mutlu olurduk sanırım! “Yanlarında yaşlanacak olurlarsa, onlara öf bile deme” buyuruyor ya Yaratan, o masum bebeler “öf” diyecek yaşla gelmeden, kaybediyorlar anne ve babalarını. Siz “öf” demeye devam edin. Ne de olsa Sizler Gazzeli değilsiniz!


           
Ve öğlen vakti yaklaştı. Güneş pencereden odamıza giriyor. Aman Allah o da ne! Rahatsız oluverdik bu davetsiz misafirden. Çünkü Televizyon izliyorduk, Güneşin ışığı ekrana yansıyınca, Filistinli bebeğe isabet eden kurşunu göremedik! Keyfimiz kaçıverdi birden. Talihsiz kurşunun vurduğu o masum bebeğe değil, reyting rekorları kıracak o dehşet abidesi görüntüyü kaçırdığımıza kaçtı keyfimiz! Ama üzülmeyelim. Çünkü akşama Tekrarı var programın. Rahat rahat izleriz minik bedene giren kahpe kurşunları..!


“Bir gülün çevresi dikendir, hardır

Bülbül, gül elinden ah ile zardır.

Ne olsa da, kışın sonu bahardır.”


           
Bakarsınız her şey değişiverir birden. Tıpkı kışın bahara döndüğü gibi. Bu kez Tv’de izlenen biz oluruz da,  evine Güneşin misafir olduğu, kanal kanal bizi izleyen Gazzeli çocuk olur. Ama korkmayın! Onlar bizi izleyince, sapanlarını ellerine alıp, taş yağdırırlar bizi bu hale getirenlere. Bizler kadar acımasız olmazlar onlar. Çünkü onlar; bedenleri minik, yürekleri kocaman Gazzeli yiğitler. Zulme asla boyun eğmeyecekler.!


           
İkindi serini yaklaştı. Filistinlilerle aynı mutluluğu yaşıyoruz bir müddet. Onlar dinmiş olan kurşun seslerine ve “Bugünlük yeter” deyip, geri çekilen İsrail askerlerine sevindiler. Bizlerse; kimimiz iş mesaisi bittiğinden, evine gidip sıcacık çorbasını içip, ailesiyle birlikte olacağından; kimimiz ise okul çıkışı sevgilimizin daha evvelinden yapmış olduğu yemek teklifini hatırladığımızdan ve kimimiz de bugün iyi bir haber aldığımız için seviniveriyoruz. “Müjdeler olsun, Bir yeğeniniz oldu.” Ama hiç düşündünüz mü? Filistinde bir Gül daha soldu..!


           
Akşamın karanlığı çöküyor şehrimize. Ama olsun, yarın yine sabah olacak. O halde akşamın keyfini çıkarmak gerek. Hadi silahları alın elinize. Aman yanlış anlamayın! Savaşmak için değil, gökyüzüne havai fişekler patlatıp eğlenmek için. Unutmadan saat  9’da gece kulübüne gidecektiniz. Aman kıyafetiniz güzel olsun, modayı takip edin. Sonra ne der millet.!


Filistinli çocuğun hayal dünyasında yaşıyoruz belki! fakat bir türlü razı olamıyoruz  bu yaşam tarzına. Moda var, kariyer var, zevkü sefa var. Bizimkisi de hayat mı canım diyor birisi...!


           
Hayırlı geceler, yarın görüşürüz diyerek ayrılıyoruz zevk ve sefa ortamlarından. Ama Gazzeliler, yarın görüşürüz diyemeden, dalıyorlar kabuslu rüyalara. Filistinli bebeğin göz yaşları ıslatıyor yastığını. Çünkü yarın annesi onu okşayamayacak! Ve uykuya dalarken o minik bedenler, hayalen kulaklarımı çınlatıyor şu nağmeler;


“ Hangi akşam gün batar da, gözlerimden yaş dökülmez.

   Eller uykuya dalar da, bu boynum nasıl bükülmez.”

 

Gökhan Gündüz

Semerkand Gençlik Kulübü / Erzurum
Duygusal@msn.com


(Not: Yazı Metnini Yazara Sadık kalarak Dilediğiniz sitede yayınlayabilirsiniz.)


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/5/2009 - Kız Erkek Arkadaşlığı (Flört) Hakkında

Kategori: Dini Makaleler

Kız Erkek Arkadaşlığı (Flört) Hakkında



İslamda, Kız-Erkek Arasındaki Arkadaşlık Ölçüsü Ne Olmalı ve Yine Zina Nedir, Neler Zinaya Girer, Ne Yapmalıyız ? Arkadaşlık-Sevgili Ölçüsü Nedir?

İslâm dini, yabancı kadın ve erkek ihtilâtını, onların ölçüsüz bir şekilde birbirleriyle haşir neşir olmalarını tasvip etmemiş, pratik hayatta aralarında daima bir mesafe bırakmış ve aralarındaki ilişkilerin belli bir ölçü ve disiplin içerisinde olmasını emretmiştir. Çünkü onların ihtilâtından çeşitli kötülükler, hatta aile ve toplum hayatını çökerten zina gibi büyük günahlar da doğabilir.


İslam dininde, zina haram olduğu gibi, zinaya zemin hazırlayan söz, iş ve davranışlar da haramdır. Kur'ân-ı Kerîm'de bu hususta:
"Zinaya yaklaşmayın; çünkü o, pek çirkin ve çok kötü bir yoldur." ( İsrâ sûresi: Ayet 32 ) buyurulmaktadır.


Gözün zinası, bakılması haram olan yerlere bakmak; kulağın zinası, zinaya dair konuşulanları dinlemek; elin zinası, yabancı bir kadına elle dokunmak veya öpmek; ayağın zinası, zina etmeye gitmektir. Ancak dil, el, kulak, ayak, kalb ve göz gibi organlara nisbet edilen zina, gerçek zina olmayıp, gerçek zinaya götürücü fiil ve davranışlardır. Gerçek zina yapılmadıkça, bu organların yaptıkları, kendi çaplarında günahtır.


Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere, İslâm dini prensip olarak kötülükleri yasak ettiği gibi, ayrıca ön tedbir olarak kötülüğe vesile olan ve onu tahrik eden durum ve davranışları da yasaklamış ve böylece insanla kötülük arasına bir mesafe koyarak kötülük yollarını tıkamıştır.
Bu itibarla aralarında evlilik caiz olan bir erkekle bayanın; flört etmeleri, dost hayatı yaşamaları, dedikoduya mahal verecek şekilde baş başa kalmaları, birbirlerine sarılmaları, öpüşmeleri, el ele tutuşmaları gibi İslam'ın onaylamadığı davranışlardan uzak durmaları gerekir. Bir zaruret olmadıkça tokalaşmaları da caiz değildir, günahtır.


Evlenmek isteyen kadın ve erkeğin, birbirlerini görüp beğenmeleri, kendi irade ve istekleriyle evlenmeye karar vermeleri dinimizin tavsiye ettiği bir husustur. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.):
"Evleneceğiniz kadına- maksadı temin edecek ölçüde- bakınız," (Ebu Davud, Nikah, 18; Tirmizî, Nikah, 5) buyurmuşlar; bakıp görmeden evlenecek olan birisine de: "Git, onu gör, ondan sonra karar ver" (Müslim, Nikah, 74,75; Tirmizî, Nikah, 5; İbn Mace, Nikah, 9; Darimî, Nikah, 5; A.b. Hanbel, IV,245,246.) demişlerdir.
Bu itibarla, bir kişinin evlenmeyi düşündüğü kimseyle, İslamî örtünmeyi gözetmek, başkalarının gözetiminin mümkün olmayacağı tarzda yalnız kalmamak… gibi dini ölçülere uygun bir şekilde ve maksadı temin edecek ölçüde görüşüp konuşmasında bir sakınca yoktur.
Kız arkadaşınızla bu şekilde bir yaşama girmeniz fiili zina olmasa da hadislerde anlatılan zina kapsamına girmektedir.


Nefsinize uygun fetvalar aramak yerine, evlenmeye karar vermişseniz evlenmenizi, aksi takdirde bu tür ilişkilerden uzak durmanızı tavsiye ederiz…

Gökhan Gündüz
Erzurum Gençlik Derneği


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/4/2009 - VEFA DERNEĞİ’NDEN ‘FARKLI BİR GECE’

Kategori: Haberler
VEFA DERNEĞİ’NDEN ‘FARKLI BİR GECE’

Erzurum Vefa Derneği’nin düzenlemiş olduğu “Farklı Bir Gece” isimli organizasyonda, Dursun Ali Erzincanlı rüzgarı esti.
 
10.04.2009
ALBAYRAK
 
Erzurum Vefa Derneği’nin düzenlemiş olduğu “Farklı Bir Gece” isimli organizasyonda, Dursun Ali Erzincanlı rüzgarı esti. Cemal Gürsel Kapalı Spor Salonu’nda gerçekleştirilen gece, Erzurum halkından büyük ilgi görürken, programa Dursun Ali Erzincanlı damgasını vurdu. Seslendirdiği birbirinden güzel naatlarla konukları adeta mest eden Erzincanlı’nın, “Bedir” isimli şiiri ise, ayakta alkışlandı.
Ünlü radyo programı yapımcısı Serdar Tuncer’in sunuculuğunu yaptığı “Farklı Bir Gece” program, yaklaşık 3 saat sürdü. Etkinliğin gerçekleştirileceği salonu saatler öncesinden dolduran Erzurumlular, İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, Kur’an-ı Kerim tilaveti dinlediler. Ömer Tolga’nın seslendirdiği tasavvufi tarzdaki ilahiler, bayanların büyük ilgi gösterdiği geceye ayrı bir renk katarken, Serdar Tuncer’in aktardığı nükte ve menkıbeler, salonu dolduran izleyicilere duygu dolu anlar yaşattı.
Gecenin sonunda sahne alan Dursun Ali Erzincanlı ise, en çok sevilen naatlarını Erzurumlular için seslendirdi. Sahne ışıklandırmasıyla bile dikkat çeken programa, Dursun Ali Erzincanlı damgasını vururken, “Bedir” isimli şiiri ise, ayakta dakikalarca alkışlandı. Dursun Ali Erzincanlı’nın okuduğu Naat-ı Şerif’lere, aynı anda eşlik eden ışık gösterileri, salondaki kalabalığı kendinden geçirirken, salonun duvarlarıyla tavanı, “Allah” ve “Muhammed” lafzıyla adeta tepeden tırnağa donatıldı.
Yaklaşık 3 saat süren programın sonunda, Vefa Derneği tarafından katılımcılara teşekkür edilirken, geceden büyük keyif alan vatandaşlar, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle organize edilen etkinliği büyük bir beğeniyle takip ettiklerini dile getirdiler. Erzurum Vefa Derneği’nin yöneticilerini tebrik eden vatandaşlar, manevi anlamı çok büyük olan bu tür programların sık aralıklarla tekrarlanması çağrısında bulundular.
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - Allah Korkusu ve Kader Hakkında Ayet Ve Hadisi Şerif / 2 Nisan 2009

Allah Korkusu ve Kader Hakkında Ayet Ve Hadisi Şerif / 2 Nisan 2009

Günün Ayeti:

"Şüphe yok ki ne yerde, ne gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."
(Al-i İmran Suresi 5. Ayet)

Günün Hadisi Şerifi:

Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v)* buyurdularki: " Nerede olursan ol, Allahtan kork. İşlediğin bir günahın peşinden, onu silecek bir iyilik yap ve insanlara karşı güzel ahlaklı ol."
(Tirmizi; Kitab'ul-Birr ve's-Sıla, 1988)

Günün Sözü:

" Bütün işlerin, Allah'ın (c.c)* emri ile olduğunu bildiği halde,elden kaçırdığı için üzülene hayret ederim."
~Hz. Osman~ (r.anh)*

----
(s.a.v): Sallallahu Aleyhi Vesellem
(r.anh): Radiyallahu Anh
(c.c) : Celle Celaluhu

***

Selam Ve Dua ile efendim..

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - Günlük Ayet ve Hadis 28 Mart 2009 Cuma

Günün Ayeti:

" Eğer şeytandan bir vesvese gelip seni dürterse, hemen Allah'a sığın. "
(A'raf Suresi 200. Ayet)

Günün Hadisi Şerifi:

Ebu Hüreyre'den (r.anh) rivayete göre, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurmuşlar:
" Güreşte hep yenen kişi güçlü değildir. Esas güçlü kişi, öfkelendiği anda kendisini teskin eden (öfkesini yenen) kimsedir. "
(Buhari; kitab-ul Edeb / Müslim; Kİtab'ul-Birr, 2609)

Günün Sözü:

"Birisi çıkıp ben hicret ettim diyor. Halbuki hicret etmemiştir. Çünkü hicret edenler, günahları terk edenlerdir."
~Hz. Ömer~ (r.anh)
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - Rızık Hakkında Günlük Ayet ve Hadisi Şerif / 1 Nisan 2009

Günlük Ayet ve Hadisi Şerif / 1 Nisan 2009

Günün Ayeti:

"Yeryüzünde canlı bir mahluk yok ki onun rızkı Allah'a ait olmasın."
(Hud Suresi 6. Ayet)
(lailaheillallah.org sitesinden alınmıstır)
Günün Hadisi Şerifi:

İbn Mes'ud'dan (r.anh) Rasulullah'ın (s.a.v) şöyle dediği rivayet edilmiştir: " Kim sıkıntıya düşer de halini insanlara açarsa Sıkıntıdan kurtulamaz. Fakat düştüğü sıkıntıyı Allah'a havale eden kimseye Allah er veya gecinden bir rızık verir."
(Ebu DAvud; Kitab'uz-Zekat, 1645 / Tirmizi; Kitab'uz-Zühd, 2327)
(lailaheillallah.org sitesinden alınmıstır)
Günün Sözü:

Açılır bahtımız bir gün hemen battıkça batmaz Ya!
Sebepler halk eder Mevla, kerem babın kapatmaz Ya!
Benim Hakk’a münacatım, değildir rızk için hâşâ,
Hüda rezzak-ı âlemdir, rızıksız kul yaratmaz Ya!

(Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.)

Selam ve Dua ile Efendim...


Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/3/2009 - Nefs ve Manevi Tedavi

Kategori: Dini Makaleler

Nefse En Ağır Gelen Şey ve Manevi Reçete

 


 

Nefsi en fazla tahrip eden ve ona en ağır gelen şey, başkasından gelen Hak söze evet demektir. El-hikem-ül Ataiyye’de; “İki işten, nefsine ağır geleni yap! Çünkü, Hak olan iş, nefse ağır gelir” buyurulmaktadır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Amellerin en faziletlisi, nefse en zor gelenidir.)

Yusuf bin Esbat hazretleri;
“Alçak gönüllü olmanın alametlerinden birisi de, söyleyen kim olursa olsun, hak sözü kabul etmektir” buyurmuştur.

Fudayl bin İyad hazretleri;
"Hakka boyun eğ, hakkı takip et, kim söylerse söylesin hakkı kabul et" buyurmaktadır.

İbn-i Ata hazretleri ise;
"Tevazu, kim söylerse söylesin hakkı kabul etmektir" buyurmuştur.

Güç olan işi yapmak, nefse ağır gelir. Nefsi daha çok ezer, zayıflatır. İbadetler, nefsi zayıflatmak, nefsi kırmak için emrolundu. Çünkü nefs, insanın da, Allahü teâlânın da düşmanıdır. Onu zayıflatmak, azmasını önlemek lazımdır.

Bir işte, nefse uymak ne kadar az olursa, faydası o kadar daha çok olur. Yani, Allahü teâlânın rızasına daha çabuk kavuşturur. İslamiyet’in emir ve yasakları, nefsi kahretmek, yıpratmak içindir. Çünkü nefs, Allahü teâlânın düşmanıdır. Hadis-i kudside;
(Nefsine düşmanlık et! Çünkü, o benim düşmanımdır) buyuruldu.

İnsanlarda bulunan nefs-i emmare, din bilgilerine inanmamakta, tabiatı, yaratılışı, İslamiyet’e uymamaktadır. Bunun için, İslamiyet’e uymak, nefse acı gelmekte, ona uymak istememektedir. Nefse en zor gelen şey, en ağır gelen yük, İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymaktır. Nefsi ezmek için, İslamiyet’e uymaktan başka yol yoktur.

Nefsin arzularının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur’an-ı kerimde haber verilmiştir. Çünkü nefs, daima Allahü teâlâyı inkâr, Ona inat, isyan etmek ister. Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veya bid’at sahibi olmaya yahut fıska yani haram işlemeye başlar. Ebu Bekir Tamistani hazretleri; “
Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür” buyurmuştur. Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri de; “İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır” buyurmaktadır.

İslam bin Yusuf Belhi hazretleri, Hatem-ül-esam hazretlerine bir şey hediye etmişti. Hatem-ül-esam hazretleri bunu kabul edince, kendisine;
-Bunu kabul etmek nefsin arzusuna uymak olmaz mı dediklerinde;
-Kabul etmekle kendimi zelil, onu aziz eyledim. Reddetseydim, kendim aziz, o zelil olurdu. Nefsimin hoşuna giderdi cevabını vermiştir.

Resulullah efendimiz, uzun bir hadis-i şerifin sonunda buyurdu ki:
(İnsanı felakete sürükleyen şeyler üçtür: Hasislik, nefse uymak, kendini beğenmek.)

Nefse uyup, tevbe ve istigfar etmeden, af ve Cennet beklemek ahmaklık olmaktadır. Zira hadis-i şerifte;
(Aklın alameti, nefse galip ve hakim olmak ve öldükten sonra lazım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefse uyup, Allah’tan af, merhamet beklemektir) buyuruldu.

Kötü şeyler nefse tatlı gelir. İnsanın, kötü bir şey yapınca, arkasından riyazet çekmesi, nefse güç gelen şey yapmayı âdet edinmesi, faydalı bir ilaçtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır.)

Nefse uyan kimse, hep İslamiyet’in dışına çıkar. Hayvanlarda akıl ve nefs olmadığı için, ihtiyaçlarını bulunca kullanırlar. Yalnız bedenlerine zarar veren, kendilerini inciten şeylerden kaçarlar. İslam dini, rahat ve huzur içinde yaşamak için lazım olan şeylerden ve dünya lezzetlerinden faydalı olanları yasak etmiyor. Bunların elde edilmesinde ve kullanılmasında, akla ve dine uymayı emrediyor.

İslam dini insanların dünyada da, ahirette de rahat ve huzur içinde yaşamasını istiyor. Bunun için, akla uymayı emrediyor. Nefse uymayı yasak ediyor. Akıl yaratılmasaydı, insan hep nefsine uyar, felaketlere sürüklenirdi. Nefs olmasaydı, insan, yaşaması ve üremesi için ve medeni hayat için lazım olan şeyleri kazanmak için çalışmasında kusur ederdi ve nefs ile cihad sevabından mahrum kalırdı. Meleklerden daha üstün olmak yolu kapalı kalırdı. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ahirette olacaklardan, sizin bildiklerinizi hayvanlar bilselerdi, yemek için et bulamazdınız!)

Yani, hayvanlar ahiretteki azapların korkusundan dolayı, yemekten, içmekten kesilirlerdi. Bir deri, bir kemik kalırlardı. İnsanlarda nefs olmasaydı, hayvanlar gibi, korkudan, yiyemez, içemez, yaşayamazlardı.

İnsanların yaşayabilmeleri, nefslerinin gafleti ve dünya lezzetlerine düşkün olması iledir. Nefs, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Hem de, zehirli ilaç gibidir. Doktorun tavsiyesine göre kullanan, bundan fayda kazanır. Aşırı kullanan helak olur.

Nefsi terbiye etmek gerekir ve bu işte ehliyeti olan mürşidi kamillere,manevi doktorlara mutlaka ihtiyaç vardır. Size bir doktoru tavsiye edebilirim. Adıyaman ilinin Kahta ilçesinin Menzil Köyünde Bir Allah dostu, mürşidi kamil bulunmakta. Seyda ismiyle Meşhur olan bu zat, Peygamber (s.a.v) efendimizin soyundan olup kendisi Seyyiddir ve Zamanın Gavsıdır.(1) Bizler O mübareği ziyarete gittik,elini öptük,çorbasını içip hayır duasını alarak huzurundan ayrıldık. Şimdi Erzurumda Dadaşkent Vakfında Ona çok dua ediyoruz. Çünkü O mübareği tanıdıktan sonra insanlık vazifelerimiz bilip, yaradılış gayemize uygun yaşamaya başlar olduk. İnşallah sizler de bu manevi doktorun ziyaretine gidip hayır dualarını alırsınız.

 

Kısaca Söylemek gerekirse; İslamiyet, nefsin helak edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan istifade edilmesini emretmektedir.

 

Rabbimin Tevfik ve inayeti ile,

Gökhan Gündüz


(1) Gavs Nedir Öğrenmek için Tıklayınız --> http://mukarrebin.blogcu.com/gavs-nedir-gavs-kimlere-denir-gavslik-makami_6923821.html 

 


 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/3/2009 - Kuranda Kadın Hakları ve Musibetler Hakkında

Kadın Hakları ve Musibetler Hakkında

 



Bugün de Blogumuzu ziyaret eden bir kardeşimizin sorusuna cevap vermeye çalışalım inşallah

Ziyaretçimiz demişki:

 

Size bir konuyu danışmak istiyorum "Kadın milletinin ettiği duadan bile korkacaksınız! Dua eder silahını kullanamazsın! Beddua eder aklını kulanamazsın! Velhasılı kimseden korkmasan da kadından korkacaksın. "Bu alemde iki şey adamı bitirir, Biri kadın biri ihanet... Kadın adamı ihanete zorlar, hain adamı satar..." Bunu bir arkadaşın sitesinden izni ile aldım,kendisine de sordum ancak yeterli bir açıklama yapamadı.. Burda kadın'ı yüceltiğini söyledi ve hiç kadınlara problemi olmadığını ..Benimde kadınlar ile ilgili çalışmalarım var ..Ancak internette çok bilgiler var..Ama bu konuyu dini yönden biraz açabilirmisiniz bloğunuzda ? Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim...

 

El-Cevap:

 

Öncelikle şunu söyleyeyim ki Allah’ın (c.c) izni olmadığı sürece size hiçbir varlık zarar veremez ve fayda sağlayamaz. Nitekim Kuranı Kerimde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

  " Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah herşeyi bilendir."

 (Teğabun Suresi 11. Ayet)

 

 Yine Başka Bir Ayeti Kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmakta:

 

Eğer Allah sana bir zarar verirse, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, bunu da giderecek yoktur. Şüphesiz o her şeye kadirdir.”

(En’am Suresi 17. Ayet)

 

Bu Ayetlerden anladığımız kadarıyla Allahın izni olmadan bizlere hiç kimse bir kötülük edemez. Bunlara Kadınlar, üfürükçü ve sihir ehli de dahil. Kalbinizi rahat tutup Allaha tevfekkül ediniz ki rahat edesiniz.

 

Kadınlar konusuna gelince Onlara iyi davranmamız bizlere emrediliyor. Kuranı kerimde Rabbimiz buyuruyorki:

 

“Kadınlarınızla iyi geçinin; onlardan hoşlanmamış olsanız bile. Olabilir ki, bir şey sizin için hoşunuza gitmez de, Allah onda birçok hayır taktir etmiş bulunur.”

(Nisa Suresi 19. Ayet)

 

Ayrıca Ebu Hüreyre’den (r.anh) Rasulullah (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:

 

“Hiçbir Mü’min erkek, Mü’min kadınına buğzetmesin; zira hoşlanmadığı huyları varsa buna karşılık razı olacağı huyları da vardır.”

(Müslim; Kitab’ur-Rada, 1469)

 

İnşallah bu bilgiler zihninizdeki düşünceleri olumlu yönde etkilemeye bir nebze olsun yardımcı olmuştur. Nitekim Siz Allah ve Rasulunün bu sözlerine canı gönülden inandığınız zaman zaten size kadınları bırak hiçbir varlık zarar vermez, verse bile Allahın dilemesiyle olduğunu bildiğiniz için gönlünüz hep rahat olacaktır.

 

Ve şu Ayeti Kerimeyi aklınızdan hiç çıkarmayın:

 

“Gevşemeyin,üzülmeyin. Eğer inanmışsanız üstün gelecek sizsiniz”

(Al-i İmran Suresi 139. Ayet)

 

 

Bazı insanlar İslam'da kadına ne kadar büyük bir önem ve değer verildiğinden habersizdirler. Kuran hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan bu insanlar, hatta kadınların kendileri dahi bu gerçeği bilmedikleri için, haklarını yine cahiliye ahlakına dayalı yanlış yöntem ve uygulamalarla korumaya çalışırlar. Nitekim bugün dünya genelindeki toplumlara bakıldığında bu gerçek çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Dünyanın pek çok ülkesinde şiddete ve kötü muameleye maruz kalan, işsiz, bakıma muhtaç, yaşlılar evinde terk edilmiş olan pek çok kadın vardır ve bu durumlarına kesin ve kalıcı bir çözüm bulamamaktadırlar.

Oysa bu açmaz tümüyle söz konusu kişilerin çözümü yanlış odaklarda aramalarından kaynaklanmaktadır. Cahiliye sistemi içerisinde, cahiliye mantıklarına, cahiliye kurallarına dayalı olarak alınacak hiçbir çözüm, izlenecek hiçbir yol insanları gerçek anlamda sonuca ulaştırmaz.

Allah Kuran'ın "Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar." (Müminun Suresi, 71) ayeti ile bu önemli gerçeğe dikkat çekmiştir. İnsanlar yaşamlarını kendi belirledikleri doğrular ve yanlışlar üzerine kurdukları zaman, sonuç mutlaka hüsran olacaktır. Yeryüzündeki herşey  ve tüm insanlar bozulmaya uğrayacaktır.

Cahiliye toplumlarında insanların sıkıntı içerisinde yaşadıklarını fark ettikleri halde, bu duruma kesin bir çözüm getirememeleri de işte cahiliye inançlarına göre yaşamaktaki ısrarlarından, kendilerini refaha çıkaracak yoldan bile bile yüz çevirmelerinden kaynaklanmaktadır.

Tek çözüm her konuda olduğu gibi sadece Kuran'dadır. Allah Kuran ile insanlara en rahat, en huzurlu ve en güzel şekilde yaşayabilecekleri sistemi sunmuştur. İnsanlara hayır ve kazanç sağlayacak, onları doğru yola iletecek olan yegane yol, Allah'ın yoludur. Allah, Kuran ile insanlara 'şan ve şereflerinin getirildiğini' bildirmektedir. İslam ahlakına uyan, Allah'ın Kuran'da bildirdiği yolu izleyen insanlar her konuda refaha ulaşırlar.

Kadınların maruz kaldıkları tüm sıkıntıların tek çözümü de yine Kuran'dadır. Allah'ın insanlar için bir hidayet rehberi olarak indirdiği İslam dini kadına büyük değer verir. Allah Kuran'ın pek çok ayeti ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, cahiliye toplumlarında kadınlara yönelik olarak hakim olan yanlış bakış açısını ortadan kaldırmış, kadına toplum içerisinde saygın bir yer kazandırmıştır. Rabbimiz Kuran ayetleriyle insanlara Allah Katında üstünlük ölçüsünün cinsiyet değil, Allah korkusu, iman, güzel ahlak, ihlas ve takva olduğunu bildirmiştir.

Allah kadınların toplum içerisinde korunup kollanmaları, hak ettikleri saygı ve sevgiyi görmeleri için toplumsal alanda alınması gereken tedbirleri Kuran ayetleri ile bizlere bildirmiştir. Alınan tüm bu tedbirler, kadınların lehinedir ve onların zarara uğramalarını, ezilip yıpratılmalarını önleme amacını taşımaktadır. Allah insanlara Kuran ile en doğru yolu göstermiş ve cahiliye inançlarını taşıyan insanların yanlış uygulamalarını ortadan kaldırmıştır.

İlerleyen satırlarda Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu gerçeğe, İslam dininin tüm insanlara olduğu gibi, kadına da hem dünya hayatında hem de ahirette gerçek anlamda onur, şeref ve saygınlık kazandıracak tek yol olduğunu, kadına nasıl değer verip yücelttiğini ortaya koyacağız.

Allah Katında Tek Üstünlük Ölçüsü Takvadır

Kuran ahlakından uzak yaşayan toplumlarda, insanların çok önem verdikleri ve elde edebilmek için hayatları boyunca büyük çaba harcadıkları bazı değerler vardır. Bu değerleri, insanlar için bu kadar önemli ve kıymetli hale getiren ise, toplumun bu yöndeki bakış açısıdır.

Yaşamlarını Kuran'da bildirilen doğru bilgiler üzerine kurmayan insanlar, hayatlarını toplumun belirlediği bu değer yargılarına göre yönlendirirler Bu değer yargıları, insanların kendi akılları doğrultusunda yaptıkları çıkarımlardan ibarettir. Dolayısıyla hiçbir güvenilirliği yoktur.

 

Allah, insanların kendi ölçüleri doğrultusunda koydukları bu kurallara uymalarının yanlışlığını Kuran'ın bir ayetinde şu şekilde hatırlatmaktadır:

“Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?”

(Maide Suresi, 50)

İnsanların cahiliye inançları doğrultusunda ortaya çıkan değer yargılarından biri de, aralarındaki üstünlük anlayışıdır. Yaşamlarını sadece dünya hayatının varlığı üzerine kuran kimi insanlar, kişilere üstünlük ve ayrıcalık kazandıracak olan nitelikleri, dünyevi birtakım değerlerle sınırlandırmışlardır. Bir kimsenin mal mülk sahibi, itibarlı olması, belirli bir kariyer ya da şöhret kazanmış olması, fiziksel anlamda daha dikkat çekici olması bu bakış açısını benimsemiş olan insanlar için büyük önem taşımaktadır. Tüm bunları bir insanın hayatı boyunca elde edebileceği en üst özellikler olarak düşünürler. Eğer kendileri bu kişilerde olan özelliklere sahip değillerse, o kişilere büyük saygı duyar ve onlarla kıyasladıklarında kendilerini onlara göre daha değersiz bulurlar.

Bu değer yargıları doğrultusunda, günlük hayatları içerisinde karşılaştıkları detaylara da büyük önem verir ve insanları bu ölçülere göre değerlendirirler. Örneğin bir kimsenin oturduğu semtin seçkinliği, kullandığı arabanın eskiliği ya da son model oluşu, babasının ne iş yaptığı, kendisinin hangi okulda okuduğu, mesleği, giyim tarzı, akrabalarının konumu, kimi insanlar için son derece önemlidir. Arkadaş olacakları, beraber vakit geçirecekleri, evlenecekleri insanları seçerken genellikle bu özellikleri önceden araştırır ve tercihlerini ona göre yaparlar.

Dünyanın pek çok ülkesinde, kimi insanlar için bir kimsenin derisinin renginin, konuştuğu dilin, hangi milletten olduğunun da büyük önem taşıdığını görürüz. Bu üstünlük ölçüleri çeşitli toplumlara göre değişiklik göstermekle birlikte genellikle aynı çerçeve içerisinde kalmaktadır.

Kadınlar hakkında on yıllardır süregelen tartışmaların kökeninde de işte yine bu yanlış bakış açıları yer almaktadır. İnsanlar kadını değerlendirirken de yine toplumun belirlediği ölçüleri esas almakta ve bunlara göre bir kanaate varmaktadırlar. Bu nedenle kimileri kadını ikinci sınıf insan olarak nitelendirmekte ve hayatını bu izlenimi doğrultusunda yönlendirmektedir.

Oysa Allah Kuran'da, insanlar için en güzel ve en doğru hükmün Allah'ın hükmü olduğunu bildirmektedir. Kuran'a baktığımızda Allah'ın, insanlar arasındaki tek üstünlük ölçüsünün kişilerin takvaları olduğunu haber verdiğini görürüz:

"Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)

Ey Ademoğulları, Biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. (A'raf Suresi, 26)

Bir başka ayette ise Allah, "... Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Ben'den korkup-sakının." (Bakara Suresi, 197) şeklinde buyurarak, insanlara elde edebilecekleri en hayırlı özelliğin takva olduğunu bildirmiştir. Dolayısıyla insanların hedeflemeleri gereken, mal mülk, şan şöhret gibi maddi değerler değil, kişiyi hem dünyada hem de Allah Katında asıl olarak değerli hale getirecek ve üstünlük kazandıracak olan 'takva' olmalıdır.

Allah bir başka ayetinde de, kimi insanlar arasında bir üstünlük unsuru haline gelmiş olan zenginlik yerine, Allah'ın fazlını istemenin daha makbul olduğunu şöyle bildirmektedir:

Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah herşeyi bilendir. (Nisa Suresi, 32)

Allah'ın bildirdiği tüm bu ayetlerden anlaşıldığı gibi, üstünlüğü kadın ya da erkek olmakta, fiziksel güçte ya da başka bir cahiliye kıstasında aramak büyük bir yanılgıdır. Tek üstünlük Allah'ın bize bildirdiği gibi imanın ve takvanın üstünlüğüdür.

 

Allah Kuran'da "Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat artırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır. (Hadid Suresi, 18) şeklinde buyurmaktadır. Bu ayet ile hem erkeklere hem de kadınlara, asıl üstün ve onurlu olan karşılığın Allah'ın bildirdiği ahlakı yaşamakla kazanılacağı hatırlatılmaktadır.

İslam Ahlakında Kadın ve Erkek Eşittir

Kadının toplumdaki yeri konusunda, dünyanın hemen her ülkesinde asırlardan bu yana süregelen tartışmalar kuşkusuz her toplum için tanıdıktır. Kadının toplumdaki statüsü, aile hayatındaki önemi, çalışıp çalışamayacağı gibi birtakım sosyal konular yıllardır dünya gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Oysa bir Müslüman için, kadının toplumdaki yeri çok belirgindir ve gerçek İslam ahlakının benimsendiği bir toplumda böyle bir tartışmanın yaşanması mümkün değildir. Çünkü İslam'da kadın ile erkek eşittir.

Kadın ve erkek elbette ki fiziksel anlamda birbirlerinden farklı yapılara sahiptirler. Ancak kadının fiziksel olarak, erkeğe oranla daha güçsüz olması, onun toplum içerisinde erkekten daha az değer görmesi için bir sebep değildir.

 İslam ahlakına göre, asıl önemli olan bir insanın kadın ya da erkek olması değil, Allah'a derin bir iman ve Allah korkusuyla bağlanmış olmasıdır. Allah'ın emir ve yasaklarına titizlikle uyması, Kuran ahlakını en güzel şekilde yaşamaya çalışmasıdır. Allah Katında asıl değer görecek olan kişinin bu özellikleri olacaktır. Allah Kuran'da kadın olsun erkek olsun iman eden bir kimsenin sahip olması gereken özellikleri şöyle açıklamıştır:

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

Allah'ın ayette bildirdiği gibi, mümin kadınlar ve mümin erkekler aynı sorumluluklara sahiptirler. Allah'a ibadet etmekle, Kuran ahlakını yaşamakla, insanlara iyiliği emredip kötülüğü engellemekle ve Kuran'da bildirilen tüm emir ve tavsiyelere uymakla yükümlüdürler. Allah Kuran'ın "Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir." (Enfal Suresi, 29) ayetinde, Allah'tan korkup sakınan her insana, 'doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış' vereceğini vadetmiştir. Bu kişinin kadın ya da erkek olması bu sonucu değiştirmemektedir. Samimiyetine, ihlasına ve imanına karşılık, Allah bir insana hayatın her alanında kendisini doğru yola ulaştıracak, doğru kararlar almasını ve isabetli tavırlarda bulunmasını sağlayacak bir akıl vermektedir. Dolayısıyla akıl, kişinin cinsiyetine göre değil, tümüyle Allah'a olan samimi bağlılığına, yakınlığına ve korkusuna göre gelişmektedir.

İmanın kendisine kazandırdığı akıl ile hareket eden her insan, kadın olsun erkek olsun, hayata dair her konuda başarı elde edebilir, pek çok insana göre öne de geçebilir. Bu tümüyle kişinin, isteğine, şevkine ve azmine bağlıdır. İman edenler İslam ahlakının bir gereği olarak, kendilerini hiçbir zaman hiçbir konuda yeterli görmezler. Daima daha akıllı, daha yetenekli, daha sorumluluk sahibi, daha kişilikli, daha güzel ahlaklı insanlar olabilmek için çaba harcarlar. Kendilerini her konuda güçlerinin yettiği oranda geliştirmeye çalışırlar. Allah, iman edenlerin, çevrelerindeki tüm insanlara örnek olabilecek bir karaktere sahip olabilmek için Kendisi'ne dua ettiklerini bildirmektedir:

Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir. (Furkan Suresi, 74)

Hayatı boyunca her konuda elinden gelenin en iyisini yapmaya ve kişiliğiyle, ahlakıyla ve çabasıyla tüm insanlara örnek olmaya çalışan mümin bir kadın da, -Allah'ın izniyle- toplum içerisinde de üstün bir konuma gelir. Üstlendiği her türlü sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirir, en doğru kararları alır, en güzel çözümleri ve en akılcı tedbirleri üretir.

Görüldüğü gibi, İslam ahlakında kadın ile erkeğin toplumdaki yeri tamamen eşittir. Kadın ya da erkek olsun, bu tamamen kişinin Allah'a olan imanının gücü doğrultusunda, ahlakıyla, kişiliğiyle ve üstlendiği sorumluluklarla ön plana çıkmasına bağlıdır. Bu nedenle de İslam ahlakını benimseyen kadınlar için, erkeklere yönelik bir eşitlik mücadelesi değil, bunun yerine 'hayırlarda yarışma' ahlakı söz konusudur. Hayırlarda yarışmak, iman edenlerin, yaşamlarının her anında Allah'ın rızasını kazanabilmek için ellerinden gelen çabanın en fazlasını göstermeleridir. Bu amaçları doğrultusunda, Allah'ın en sevdiği, en razı olduğu ve Allah'a en yakın kişi olabilmek için hayırlarda yarışırlar. Ancak bu yarış, tümüyle Rahmani bir yarıştır. Allah müminleri dünyada ve ahirette öne geçiren özelliğin bu yönde gösterdikleri çaba olduğunu Kuran'da şöyle bildirmektedir:

İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler. (Müminun Suresi, 61)

Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir. (Fatır Suresi, 32)

 Kadın ve erkek arasındaki eşitlik, Allah'ın kadına ve erkeğe dünya hayatındaki imtihan sürecinde eşit haklar tanımasından da anlaşılmaktadır. "Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye." (Kehf Suresi, 7) ve "Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz." (Enbiya Suresi, 35) ayetleriyle Allah, kimlerin daha güzel davranışlarda bulunacağının ortaya çıkması için, kadını da erkeği de denemekte olduğunu bildirmiştir. Bir başka ayette ise Allah "Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele." (Bakara Suresi, 155) şeklinde bildirerek, hayatlarının sonuna kadar kadını da erkeği de çeşitli olaylarla deneyeceğini, tüm bunlara sabır gösterebilenlere ise rahmetiyle karşılık vereceğini haber vermiştir.

Allah kadına da erkeğe de belirli bir ömür süreci belirlemiş, her ikisini de Kuran'dan sorumlu tutmuş, her ikisine de hayatlarının her anında kendilerine doğruyu ilham edecek bir vicdan vermiş, nefsi ve şeytanı her ikisine düşman kılmıştır. Dünya hayatındaki imtihanın gereği olarak, tüm bu şartlar karşısında kadın ya da erkek olsun her kim güzel ahlak gösterip salih amellerde bulunursa, Allah o kişilerin dünyada ve ahirette en güzel karşılığı bulacaklarını bildirmiştir:

... Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah Katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun Katındadır. (Al-i İmran Suresi, 195)

Bir başka ayette ise Allah, "Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97) şeklinde buyurarak, erkek ya da kadın, kim olursa olsun, tüm insanların dünyada ve ahirette hiçbir haksızlığa uğratılmadan eksiksiz olarak karşılık göreceklerini hatırlatmıştır.

Kuran'da Kadın ve Erkeğe Hitap Aynıdır

Kuran ayetlerinin geneline bakıldığında, Allah'ın kadın ve erkeğe ortak bir hitap şekli kullandığı görülmektedir. Önceki bölümlerde de detaylı olarak üzerinde durulduğu gibi, Allah Kuran'da bir kişinin genç, yaşlı, kadın ya da erkek olmasının değil, samimi bir kalple iman etmesinin önemli olduğunu bildirmektedir. Bu doğrultuda Allah Kuran ayetlerinde tüm hitapları kadına ve erkeğe birarada yapmakta ve her ikisinin de aynı sorumluluklara sahip olduklarını hatırlatmaktadır. Kuran'da bu şekilde pek çok ayet yer almaktadır. Allah Kuran'da, "Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır." (Nisa Suresi, 124) ayetinde, samimi iman ettiği sürece, kişinin kadın ya da erkek olmasının hiçbir önemi olmadığını, hiçbir haksızlığa uğramaksızın, mutlaka Allah'ın rahmeti ve cenneti ile karşılık göreceğini hatırlatmıştır.

Allah'ın kadın ve erkeğe ortak hitapta bulunduğu bir diğer ayet ise şöyledir:

Kim bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun, dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa, işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler. (Mümin Suresi, 40)

Allah, Kuran'da müminlere olduğu gibi, inkar edenler hakkında bilgi verirken de kadınlara ve erkeklere aynı şekilde hitap etmektedir. Allah, inkar eden kadınlar ile inkar eden erkeklerin, münafık kadınlar ile münafık erkeklerin ve müşrik kadınlar ile müşrik erkeklerin de ahiret gününde aynı şekilde karşılık göreceğini, cinsiyetlerinden dolayı farklı bir durum ile karşılık görmeyeceklerini bildirmektedir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:

Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır. (Tevbe Suresi, 67)

Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır. (Tevbe Suresi, 68)

Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Ahzab Suresi, 73)

Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azaplandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür. (Fetih Suresi, 6)

Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi, hem dünya hayatındaki imtihanları, hem de ahirette alacakları karşılık bakımından, kadın ve erkek eşit konumdadır.

Anneye verilen değer

Allah, İslam ahlakı ile, insanların gerek sosyal gerekse kişisel anlamda tüm haklarını güvence altına almış ve onlara en rahat, en huzurlu ve en mutlu şekilde yaşayabilecekleri yolu göstermiştir. Kuran ahlakı kadın-erkek, genç-yaşlı, zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin tüm insanlara karşı adaletli, hoşgörülü, merhametli ve yardımsever bir tavır içerisinde olmayı gerektirir. Mümin, karşısında her kim olursa olsun, hayatının sonuna kadar bu ahlakı gücünün yettiği en güzel şekilde göstermekle sorumludur. Çünkü iman eden bir insan tüm güzel ahlak özelliklerini, Allah kendisine emrettiği için yaşar. Bu nedenle de karşısındaki kişinin sosyal konumu, cinsiyeti, yaşı gibi faktörler, onun göstereceği tutum ve davranışlarına etki etmez.

Allah Kuran'da hem kadına karşı gösterilmesi gereken özenli tavra, hem de bunun yanı sıra 'anneye' karşı gösterilecek olan güzel ahlakın önemine dikkat çekmiştir.

İnsanın anne ve babası, çocuklarının iyi bir eğitim alıp güzel bir ahlak kazanabilmesi, hem kendisine hem de çevresindeki insanlara fayda getirecek hayırlı bir insan olabilmesi için büyük çaba harcarlar. Yıllar boyu bu amaçla maddi manevi pek çok fedakarlık üstlenirler. İnsanın, kendisine verilen bu emeği takdir edebilmesi ve bu özverili ahlaka, saygı ve hürmetle karşılık vermesi gerekmektedir. Allah Kuran'da müminin bu sorumluluğunu şöyle bildirir:

Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik... (Ankebut Suresi, 8)

Biz insana, 'anne ve babasına' iyilikle davranmasını tavsiye ettik... (Ahkaf Suresi, 15)

De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." (Enam Suresi, 151)

Kuran'ın bir başka ayetinde ise Allah insana, anne babaya karşı güzellikle davranılmasını, büyüklenip böbürlenmekten kaçınılmasını şöyle bildirmektedir:

Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Nisa Suresi, 36)

Tüm bu ayetlerden anlaşılacağı gibi, Allah insanlara, anne babaya karşı daima hoşgörülü, anlayışlı, şefkatli ve saygılı bir tavır içerisinde olmalarını öğütlemektedir. Bunun yanı sıra Allah, annenin çocuğu dünyaya getirebilmek ve büyütebilmek için büyük zorluklara göğüs gerdiğini hatırlatarak, onun üzerindeki emeğine de dikkat çekmektedir:

Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Bana'dır." (Lokman Suresi, 14)

Biz insana, 'anne ve babasına' iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik) çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve Senin razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım." (Ahkaf Suresi, 15)

 Gerçekten de her anne, çocuğunu dünyaya getirebilmek için aylar boyunca büyük fedakarlıklara katlanmaktadır. Allah'ın ayette bildirdiği gibi, zorluk üstüne zorlukla çocuğunu karnında taşımakta ve ardından da onu güçlük içerisinde dünyaya getirmektedir. Ve sonra yine büyük bir özveride bulunarak çocuğun beslenmesini de üstlenmektedir. Allah bu gerçekleri insana hatırlatmakta ve annenin çok değerli bir varlık olduğuna dikkat çekmektedir.

Bunun yanı sıra Allah, insanın anne ve babasının kendisine göstermiş olduğu bu özverileri unutmamasını, onlar muhtaç konuma geldiklerinde de, anne ve babaya karşı aynı güzel ahlak ile davranılmasını öğütlemektedir:

Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge." (İsra Suresi, 23-24)

Bilindiği gibi yaşlılık, insanın pek çok açıdan güç kaybetmesine neden olmaktadır. İnsan gençlik yıllarındaki güçlü, dinamik, sağlıklı ve enerji dolu halinin aksine, korunup kollanmaya, başkalarının bakımına ve yardımına muhtaç hale gelmektedir. Bununla beraber, zihinsel anlamda da pek çok konuya eskisi gibi güç yetirememekte, unutkanlık ya da benzeri zorluklarla karşı karşıya kalabilmektedir. Müminler Allah'ın emri gereği, yaşlılığa ulaştıklarında da anne ve babalarına karşı son derece şefkatli, anlayışlı, hürmetkar ve hoşgörülü bir tavır içerisinde olurlar.

Allah Kuran'da müminlerin anne babaya karşı gösterecekleri bu hürmetkar tavrın ölçüsünü de belirlemiş ve "... Onlara öf bile deme, onları azarlama, güzel söz söyle" (İsra Suresi, 23) şeklinde buyurmuştur. Allah bu ayet ile anne babaya karşı yapılabilecek en küçük bir şefkatsizliği ya da saygıya uygun olmayacak bir tavrı dahi yasaklamıştır. Allah, içerisinde bulundukları durumun zorluğun göz önünde bulundurarak onlara karşı daima güzel söz söylenmesini ve 'öf' bile demeyecek kadar hürmetli davranılmasını emretmiştir. Bu nedenle müminler yaşlanarak, kuvvetten düşmüş olan anne ve babalarına karşı son derece itinalı, ince düşünceli ve halden anlayan bir tavır içinde olurlar. Onları rahat ettirmek için ellerinden geleni yapar, saygıda ve sevgide kusur etmemeye çalışırlar. Yaşlılığın getirdiği zorluk ve sıkıntıları göz önünde bulundurarak, onlar daha dile getirmeden tüm ihtiyaçlarını hissettirmeden gidermeye gayret ederler. Her ne olursa olsun gönül alıcı ve alttan alan bir üslup kullanırlar.

Müminler, anne ve babalarının manevi açıdan olduğu kadar maddi açıdan da herhangi bir eksiklik hissetmemeleri ve sıkıntı çekmemeleri için ellerindeki imkanları seferber ederler. Allah, "Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir." (Bakara Suresi, 215) ayetiyle, müminlerin hayır olarak infak edecekleri mallarında anne ve babanın da hakkı olduğunu bildirmiştir. İman sahipleri, Allah'ın bu ayeti gereği, ihtiyaç içerisinde oldukları takdirde, anne babalarının bu yöndeki ihtiyaçlarını da en güzel şekilde gidermeye ve onları bu yönde de güvence altına almaya çalışırlar.

 Hz. Yusuf'un anne babasına karşı göstermiş olduğu güzel ahlak, bu konuda tüm insanlar için güzel bir örnek oluşturmaktadır. Hz. Yusuf, Mısır hazinelerinin başına geçmesinin ardından anne ve babasını en güzel şekilde ağırlamış, saygısını ve hürmetini ifade etmek amacıyla onları tahta çıkarıp oturtmuştur. Allah Kuran'da Yusuf Peygamberin bu tavrını şöyle bildirmektedir:

Böylece onlar (gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz." Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur." (Yusuf Suresi, 99-100)

Kuran'da iman edenlerin dualarında da anne babalarını gözettikleri, onlar için Allah'tan bağışlanma ve rahmet diledikleri haber verilmiştir. Ayrıca Kuran'da yer alan ayetlerden, peygamberlerin de Allah'a bu konuda dua ettikleri anlaşılmaktadır. Allah, Hz. Nuh'un, "Rabbim, beni, annemi, babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını artırma." (Nuh Suresi, 28) sözleriyle annesi ve babası için bu yönde dua ettiğini bildirmiştir.

Allah'ın Kuran'da bildirdiği tüm bu ayetlerden anlaşılacağı gibi, İslam ahlakı, anne-babaya büyük önem ve değer vermektedir. Gençliğinde de yaşlılığında da Allah, anneye karşı gösterilmesi gereken saygının ve güzel ahlakın önemli bir mümin özelliği olduğuna dikkat çekmiştir. Ancak Allah, "Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi Bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve Bana 'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana'dır, böylece Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim." (Lokman Suresi, 15) ayetiyle, Kendisi'ne karşı isyan yolunu seçtikleri ve kişiyi de bu doğrultuda hareket etmeye teşvik ettikleri takdirde anne ve babaya itaat edilmemesini öğütlemiştir. Ancak İslam ahlakının gereği olarak, Allah, bu durumda da yine onlara karşı saygıda kusur etmeden, dünya hayatına ait konularda onlara iyilikle davranacak bir ahlak gösterilmesini emretmiştir.

Evlilik Hayatında Kadına Verilen Değer

İnsanların dünyevi değerler üzerine kurdukları birliktelikler çok kısa sürede yerini bıkkınlığa bırakabilmektedir. Evlilik kurumunda da bu duruma sık sık rastlanabilmektedir. İnsanlar, saygı ve sevgilerini dünyevi değerler üzerine kurduklarında, bu değerlerde herhangi bir değişiklik olduğunda, bu duygularını da hemen yitirebilmektedirler. Sevgi, saygı, sadakat gibi kavramlar, güzellik, zenginlik, sağlık, makam ya da itibar gibi ölçülere dayandırıldığında, bu sonuç neredeyse kaçınılmaz hale gelmektedir. Eğer insan sevgisini karşısındaki insanın yalnızca güzelliğine dayandırmışsa, bu kişi elbette zaman içerisinde gençliğini, sağlığını, güzelliğini yitirecek, dolayısıyla sevgi, saygı ve sadakat de bununla beraber yok olacaktır. Aynı şekilde zenginlik, itibar ya da makam gibi değerler de, kolaylıkla elden gidebilecek özelliklerdir. Kendisine bu değerleri ölçü alan bir insan, bunların kaybedilmesi durumunda artık karşısındaki kişiyi sevebilmek, ona saygı duyabilmek için kendince hiçbir sebep bulamayacaktır.

 Sevgiyi, saygıyı ve sadakati kalıcı kılan, iman, Allah korkusu ve güzel ahlaktır. Bir insanı, imanı ve ahlakı için seven kişi, evlilik konusunda da karşısındaki kişiye karşı son derece saygılı, sadık ve güzel ahlaklı olacaktır. Ne gençliğini, sağlığını ya da güzelliğini zaman içerisinde yitirmesi, ne de zenginlik, itibar gibi özelliklerini kaybetmesi, bu kişinin sevgisine ve karşı tarafa verdiği değere bir etki edemeyecektir. Bu kişi, imanı ve Allah korkusu nedeniyle şartlar her ne olursa olsun, hiçbir zaman için karşı tarafı huzursuz edecek, sıkıntı duymasına neden olacak bir tavır içerisine girmeyecektir. Kuran ahlakına uygun olarak her koşulda, şefkat, merhamet, adalet ve hoşgörüyle yaklaşacak, bunun Allah'ın kendisine yüklediği önemli bir sorumluluk olduğunun bilinciyle hareket edecektir. Allah Kuran'da evlilikte kadın ve erkeğin birbirlerine karşı olan sorumluluklarını "... Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz..." (Bakara Suresi, 187) ayetiyle bildirmektedir. Allah bu ayetle birlikte, insanlara kadın ve erkeğin evlilikte birbirlerine karşı eşit yükümlülükte olduklarını da hatırlatmaktadır. Allah'ın ayette bildirdiği 'örtü' ifadesi, tarafların birbirleri üzerindeki koruyucu ve gözetici vasıflarını ortaya koymaktadır. Bu ayetle, ayrıca kadın ve erkeğin birbirlerini tamamlayıcı özelliklerine de dikkat çekilmektedir.

Bunun yanı sıra Allah bir başka ayette de "Onda 'sükun bulup durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır." (Rum Suresi, 21) ifadesiyle, evlilikte 'sevgi ve merhamet' kavramlarının önemine dikkat çekmiştir. İman edenler evlilikte, karşılıklı olarak, birbirlerini Allah'ın kendilerine olan bir nimeti ve emaneti olarak görür, bundan dolayı da birbirlerine büyük değer verirler. Her türlü eksiklik ya da hata karşısında sevgiyi ve merhameti esas alarak hareket ederler. Kuran'a uygun bir tavır göstermenin her zorluğun üstesinden gelmelerini sağlayacağını ve karşılaştıkları sorunları çözüme kavuşturacağını bilirler. Bu da, Allah'ın ayette belirttiği gibi, evliliğin mümin kadın ve mümin erkek için birbirlerinde 'huzur ve sükun bulmalarını' sağlayan bir nimete dönüşmesine neden olur.

Allah Kuran'ın, "... birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız..." (Nisa Suresi, 21) ayetiyle, evliliğin kişiler arasında sağladığı samimiyete ve yakınlığa da dikkat çekmiştir. İman edenlerin evlilikteki bu samimiyetlerini, yakınlıklarını ve birbirlerine değer vermelerini sağlayan, bu kimselerin ahirette de sonsuza kadar sürecek bir birlikteliği amaçlamış olmalarıdır. Gerçek sadakat bu düşünceyi gerektirir. Aralarında, menfaatlere dayalı geçici bir sevgi söz konusu olmadığı ve ahirette sonsuza kadar beraber olmayı hedefledikleri için, birbirlerine karşı çok sadık, yakın, dürüst ve samimi olurlar.

 Görüldüğü gibi, Kuran ahlakı esas alındığında, her iki tarafın da Allah'tan korkan, vicdanlı kişiler olması sebebiyle güzel bir birliktelik yaşanır. Böyle bir birliktelikte sadakat, vefa, saygı, sevgi, samimiyet, dürüstlük, hoşgörü, tevazu gibi önemli ahlak özelliklerinin yaşanması sonucunda evlilikte süreklilik ve istikrar olur. Bu özelliklerden yoksun olan insanların evlilikleri genellikle kısa süreli olmaktadır.

Dolayısıyla İslam ahlakında evlilik, kadın için büyük bir rahatlıktır. Sevgiyi, saygıyı, sadakat ve vefa duygularını en iyi şekilde yaşayabileceği bir birlikteliktir. Karşısındaki kişiden sürekli olarak saygı, sevgi ve ihtimam görür, el üstünde tutulur, onore edilir. Çekişme, menfaat çatışması, üstünlük arayışı, kibir, yalan gibi kötü ahlak özelliklerinin olmaması, kadının evlilikten Allah'ın ayette bildirdiği gibi, 'huzur ve sükun bulmasını' sağlar

Peygamber Efendimiz de kendi yaşantısıyla bu konuda tüm müminler için önemli bir örnek olmuştur. Allah, "Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır." (Ahzab Suresi, 21) ayetiyle bu duruma dikkat çekmiştir. Peygamber Efendimiz birçok sözünde mümin kadınların ne kadar değerli varlıklar olduklarını belirtmiştir. Bu sözlerinden birinde "Dünya bir metaıdır. Dünya metaının en hayırlısı saliha kadındır" (1) şeklinde buyurmuşlardır. Bir başka sözünde ise, evlilikte kadına gösterilmesi gereken ihtimamı ve verilmesi gereken değeri, "En olgun imana sahip mümin, huyu en güzel ve ailesine karşı en nazik, lütufkar olanıdır." (2) sözleriyle ifade etmiştir. Ayrıca Peygamberimiz (sav), bu yönde gösterdiği güzel ahlakı ile, tüm Müslümanlar için güzel bir örnek olmuştur. Bir hadis-i şerifinde evlilikte kadınlara karşı gösterilecek olan güzel ahlakın önemini şöyle hatırlatmıştır:

En hayırlınız, hanımlarına en hayırlı olanınızdır. Ben hanımlarına karşı sizlerin en iyisiyim. (3)

Bunun yanı sıra, Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde; "Kadınlar size Allah'ın bir emanetidir." (4) şeklinde buyurarak, kadınlara karşı nasıl bir ihtimam içerisinde olunması gerektiğini bir kez daha hatırlatmıştır.

Tüm yaşantısıyla olduğu gibi, aile hayatıyla da iman edenler için güzel bir örnek oluşturan Peygamberimiz (sav), hanımlarına karşı daima şefkat, merhamet ve güzellikle davranmıştır. Nitekim Hz. Aişe (ra)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz,"Hanımlarına karşı insanların en yumuşağı, en kerimi, güler yüzlüsü ve mütebessim olanı idi." (5)

Umarım bu bilgiler kardeşimizin zihnindeki düşünceleri bir nebze olsun olumlu yönde etkilemiştir.

Selam ve dua ile kalınız..

Gökhan Gündüz

(Bu Makale Harun Yahya Abinin Eserlerinden Yararlanılarak Oluşturuldu)

Müslim, Rada 64, (1467); Nesai, Nikah 15, (6,69); Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 15. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 514
2- Nesai, Tirmizi ve Hakim'in de yaklaşık anlamda rivayetleri vardır.; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 105)
3- Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 10
4- http://www.diyanet.gov.tr/hutbeler/30032001.html
5- G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 531/7

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/3/2009 - Evlilik- Gençler Neden Evlenemiyor? - Evlenmeme Sebepleri

Çağımızın Gençleri Neden Evlenemiyorlar?

 

Hepimiz bir insan olarak çok büyük umutlarla severiz, evlenmek ve mutlu bir yuva kurmak isteriz. Kimi insanlar bunu başarabilir, bazıları da büyük hayal
kırıklıklarına uğrar. Bu konuda büyük acılar yaşar.


Son dönemlerde umduğu gibi hayat kuranların sayısı maalesef azalıyor. Sevgilerinde, aşklarında veya evliliklerinde sorun yaşayanların sayısı ise giderek
artıyor. Türkiye'nin son on beş-yirmi yıllık döneminde, yanlış evlilikler, boşanmalar, aile içi şiddet olayları başlı başına gündem oluşturacak kadar çok.

Öyle ki, televizyon haberlerinde, gazetelerde gün geçmiyor ki bu konularda felâket haberleri çıkmasın. Hem de üst üste.  Tekrar tekrar verildiği için, gençler
bu tablodan ürker hale geldi.


Toplum nasıl bu hale geldi, neden evliliklerin çoğu sorunlu, neden boşanmalar arttı? Niye bu kadar çok yanlış evlilik var? Gençlerimiz niçin evlilik gibi
kutsal bir müesseseye endişe ve korkuyla bakıyorlar? Onca güzel, bakımlı, okumuş kızlar neden yaşları 30'lara dayandığı halde evlenmiyor ve neden fidan
gibi gençler evlilikten kaçıyor?

Çok değil bir kuşak öncesinde mutlu aileler, sorunsuz yuvalar büyük bir çoğunlukta iken, şimdi ne oldu da on beş-yirmi yıl içinde her şey tersine dönmeye başladı?

Yanlış ilişkiler, yanlış evlilikler, ayrılmalar, boşanmalar, ortada kalan çocuklar ve evlenemeyen gençler...

Bu katmerli yangın her tarafı sarmış durumda. Mutlaka yakınımıza, etrafımıza da geliyor alevler. Diyelim ki bizim ailemiz sorunsuz ama etrafımızda, akrabalarımızda veya komşularımızda olabiliyor.

Sözgelimi kardeşiniz, ağabeyiniz, ablanız, dayınız, halanız bu dertle mustarip olunca, onların dertleriyle meşgul olmak durumunda kalıyorsunuz. Ya da çok
sevdiğiniz bir dostunuz, arkadaşınız böyle bir olayı yaşıyorsa, haliyle siz de huzursuz oluyorsunuz.

Daha da kötüsü,
"Benim oğlum, benim kızım da böyle kötü bir evlilik yapar mı?" diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Hatta belki, "Ya kızım evlenemezse, oğlum hep ömür boyu bekâr kalırsa?" diye endişe
edip korkuyorsunuz.

Belki de, başınızda böyle bir olay var, uykularınız kaçıyor çocuklarınızın geleceğini düşündükçe…

Bu endişeler, korkular salgın bir hastalık gibi yaygın toplumumuzda. Bu yaşananlar gerçekten ülkemizde şiddeti daha da artan ve günden güne de yayılan sosyal bir olay. Bu konuda, birey ve toplum olarak etkilendiğimize göre, mutlaka bizlere ve devlete büyük görevler düşüyor.

Bu yangın daha fazla büyümeden mutlaka söndürülmeli, mutlaka herkes elinden gelen çabayı göstermeli. Yoksa bu dehşetli ateş hepimizi yakıp kavurmak üzere.
Daha da önemlisi, yarınlarımızı, çocuklarımızı yok etmek üzere.


Sevenler, neden karı koca olamıyorlar?

Günümüzde bütün kolaylıklara ve yakınlaşmalara rağmen, olması gereken evlilikler gerçekleşmiyor, ilişkiler arkadaşlıktan öteye, yani evliliğe bir türlü
gidemiyor. Başka bir tabirle, sevenler karı koca olamıyorlar. Günümüzde sevgililer çoğalırken, karı kocalar azalıyor.

Evlenemeyen kızlar, eskiden olduğu gibi kısmeti olmadığı, fiziksel kusuru bulunduğu veya yoksul olduğu için değil, genelde kısmetlerini evlenmeye ikna edemediği için ya da görüştüğü konuştuğu erkek, evlenmeye yanaşmadığı için evlenemiyorlar.

Bu durumda olan kızların yaşadığı duygusal psikoloji gerçekten içler acısı. Kimi kızlar travma geçiriyor, hayata küsüyor, kimisi psikolojik tedavi görüyor.
Hemen hepsi, geleceğinden kaygı duyuyor, yarınından endişe ediyor. Hele
'30 yaş' paniğine kapılanlar için hayat kâbus gibi. Ümitsizlik duygusu pranga gibi
yapışıyor. Bunalımlar, stresler, kâbuslar peşlerini bırakmıyor.

Üniversiteyi başarıyla bitirmiş, iki dil bilen bir kız şunları söylüyor:

"İyi eğitim aldık diye, farklı kriterlere sahip olduk. Okuma sürecinde farklı davranış biçimiyle şekillendiğimiz için hiçbir şeyi beğenmez ve seçim yapamaz olduk. Şimdi iyi eğitim alan ama 29 yaşında evde kalmış bir kızım."

Bu kızın söylediklerine benzer sözleri erkekler de söylüyor. Bir genç dostum,
"Eğitim diye hayatımızı adadık. Eğitimi tamamladığımızda evlenme yaşımız geçiyor.
Ben otuz yaşından sonra, ne zaman iş bulacağım da yuva kuracağım?"
demişti.

Elbette her okuyan böyle düşünmüyor. Okuyan insanların hepsi suçu eğitime bağlamıyor. Ama bunun bir sebep olduğu da göz ardı edilmemeli.

Evlenme yaşı değişti

Günümüzde evliliğe hazır olmanın yaşı ve şartları değişti. Geçmişte 17-18 yaşını bulan kızlarla, askerliğini bitiren erkekler fazla zaman kaybetmeden evlendirilirdi.


Ancak gerek ekonomik şartlardan, gerekse eğitim sürecinin uzunluğundan evlenme yaşının erkeklerde 30'a, kadınlarda 25'e kadar çıktığını görmekteyiz. Genel ortalama aşağı yukarı budur ama kimi yerlerde, özellikle büyük şehirlerde bu oranın da üstüne çıkıldığı görülür.

Bir erkeğin evlenmesi için gerekli olan şartların başında 'ekmeğini eline almak' gelir. Yani bir meslek sahibi olması, evini geçindirmek için işe girip
düzenli bir gelir getirmesi gereklidir. Günümüzde eğitim daha önem kazandığı için, bir gencin okuması, üniversiteyi bitirmesi öncelik kazanmıştır. Bu süreçte,
normal bir okul dönemi yaşayan kişilerin, hiç sınıf kaybı yaşamadan, üniversite sınavlarını hemen kazanıp yüksek öğrenimini bitirmesi, doktora yapması
vs. derken yaşı 25-26'ya çıkarıyor. Ardından eğitim nedeniyle tecil edilen askerlik görevinin yapılması, iş bulunması gibi süreçler eklenince, bir erkeğin
evlenmesinin önündeki engeller ancak 28-30 yaşlarında kalkmış oluyor.

Kızlarda ise bu süreç sadece birkaç yıl eksikle tamamlanabiliyor. Onların da yaşları üniversiteyi bitirdiklerinde ortalama 25-26'yı buluyor. Bu nedenle
Türkiye'de son yıllarda evlenme yaşı erkeklerde 30, kızlarda 25 oluyor.


Bu gerçeklerden yola çıkarak aslında gençlerin evlenmesinin önündeki en büyük engeller, başta eğitim, askerlik ve iş bulma şeklinde sıralayabiliriz.

Kızlar ve erkekler neden evlenemiyorlar?

Bahsettiğimiz şeyler evliliği etkiliyor ve bundan en çok kızlar zarar görüyor. Ama bunların yanı sıra günümüzde kadınların evlenememesi için o kadar çok
neden var ki, saymakla bitmez. Güncel, modern ve moda gerekçeler, kızların evlenmemesi için ortaya çıkmış sanki.


Bazıları tarafından kadınlara sürekli telkin edilen ve kadınların hayatî önemle benimsedikleri
"modaya uygun giyinme, güzelliğine önem verme, iş hayatına
atılma, okumuş kız olma, tuttuğunu koparacak kadar kişilik sahibi olma, erkeklerden çekinmeme, onlarla rahat görüşme, iş yerinde yükselme"
gibi hedefler, kadınların evlenme şansını artıracağı yerde, neredeyse o şansı alabildiğine azaltıyor.

Güncel ve moda gerekçeler, kızların hayatında gerçekten de belirleyici. Kariyerine uygun görmediği, sosyal statüsüne ve güzelliğine uygun bulmadığı için, filmlerdeki gibi erkek beklediği için, birisini sevip onu beklediği için, hep daha iyi kısmetim çıkar diye umduğu için, evlenmekten korktukları için, aileden
kopmamak için, erkeklere güvenemediği için, feminist oldukları için, özgür yaşamak istediği için, rakipleri daha güçlü olduğu için, dindar erkek istemediği
için, dindar erkek bulamadığı için, başörtülü olduğu için, güzel kızların evlenme şansı az olduğu için, burcuna uygun erkek bulamadığı için, elektrik alamadığı
için, dengesiz olduğu için ve bunlar gibi sayılabilecek pek çok neden var…

 

Kızların çoğu burada sayılanların pek çoğunu günlük hayatta yaşıyor. Sözü edilen başlıkların her biri uzun uzun incelenebilecek, hakkında çok şeyler yazılabilecek konular. Aynı şeyler aşağı yukarı erkekler için de söz konusu tabii.

Fakat erkeklerin evlenememe sebebi, daha çok ekonomi ve güvensizlikle ilgili. Evlenecek kadar parası olmadığı için, kız tarafının istediği eşyaları denkleştiremediği
için, kavuşamadığı aşklarına sadık oldukları için, başlık parası bulamadıkları için, fakir ama gururlu oldukları için, sevdiğini söyleyemediği için gibi
gerekçeler de tabii ki sayılabilir.


Evlenmemek çözüm değil

Önceden evlilik problemleri bu kadar âlenî değildi. Aile arasında
"kol kırılır yen içinde kalır" anlayışıyla kalan mahrem bir olaydı. Şimdi bir ailenin sadece problemi değil, her sırrı günümüzde açıkça biliniyor. Medya, dizi film gibi etkenler evliliği şeffaflaştırdı. Bu yüzden günümüzün erkekleri evliliğin
ne olduğunu, olası problemlerini ve bu problemlerin olma ihtimalinin yüksek olduğunu bildiği için evlenmeye yanaşmıyor.

Erkekler evlenmeye niyetli olsa bile çoğu zaman söz veya nişan döneminde evlilikten vazgeçiyor. Gerek tanıdığı kızlarda gördüğü bazı huylar, hoşlanmadığı
karakter biçimi, gerekse nişanlılık döneminde kızın ve ailesinin ekonomik baskılar uygulaması ve kaprisler yapması erkeği evliliğe karşı soğutuyor.


Günümüzde kimi kızlar da, ailelerde yaşanan problemler yüzünden evlilikte kötü günler yaşayacağı korkusu duymakta, bazıları bu yüzden evlenmemeyi bile düşünmektedir.

Çoğunluğu erkeklerde, azınlığı kızlarda olmak üzere evlenmemek fikri gelişmekte, bu anlayış medyanın da etkisiyle yaygınlaşmaya yüz tutmaktadır.

Gelecek kaygısı, "
acaba geçinebilir miyim?", "kötü bir evlilik yapar mıyım?", "boşanır mıyım?", "iyi bir eşe sahip olabilir miyim?" soruları en çok günümüzde
sorulmakta ve gençler bu endişelerle yaşamaktadırlar.

Evlilikten ürkmenin en yaygın olduğu dönemde yaşıyoruz. Bu yüzden gerek gençlerin, gerek ailelerin durumu gerçekten zor.

Kadın ve erkek birbirini tamamlar

Kadın, erkeğin yarısıdır. Birbirini tamamlayan bir bütündür. Her ikisi de, diğeri olmadan tamamlanamaz. Biri olmazsa diğeri eksiktir.

Allah kadın ve erkeği bu fıtrat üzere yaratmıştır. İki parçanın birleşmesi, bütünleşmesi ancak evlilikle mümkündür. Evlilik kadın ve erkeği birbiriyle tamamlar.

Her iki cinsten birinin, evlenmeden hayat sürdürmesi, hem kendi açısından, hem de toplum açısından zararlıdır.

Psikolojik ve fiziksel bütünlük sağlamanın yolu evliliktir. Böyle olunca insanlar rahata erer, huzurlu bir hayatı yaşar. İnsanlığa ve topluma hayırlı olur.
Dinimiz bu yüzden evliliğe önem vermiş, tavsiye etmiştir. Evliliğe aracı olanlara da, ibadet sevabı verilmiştir.

Evlilik olayında kadının rolü çok önemlidir. Erkeğin eksikliğini tamamladığı gibi, onun hayatını yönlendirir, yuvayı kurar ve sağlıklı neslin yetişmesinde mimarlık eder.

Evlilikte kadın, erkeğin refika-i hayatıdır. Yani hayat arkadaşıdır. Bu arkadaşlığın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde devam etmesi ise kocasının kendisine bakış tarzına bağlıdır.

Bu bakış tarzı, evlilik öncesinde de önemlidir. Erkek evlenmek istediği kıza ve evlendikten sonra eşi olan kadına aynı doğrultuda bakmalıdır.

Erkek, kadının sadece fiziksel güzelliğine, dış görüntüsüne mi bakacak, yoksa bununla birlikte insani özelliklerini de değerlendirerek, kadının nezaketi,
letafeti ve en önemlisi şefkati manasında iç yapısına mı bakacak?

Suret mi siret mi?

Çağımızın büyük alimlerinden Said Nursi (k.s) , bu konuda şu tavsiyelerde bulunuyor:

"Hayat arkadaşını, İlahi Rahmet’in cana yakın, ince ruhlu, yumuşak, latif bir hediyesi olduğu için sev. Fakat çabuk bozulan görüntüsüne, maddî güzelliğine
gönül bağlama."


Çünkü kadının gerçekte en çekici, en tatlı güzelliği, kadınlığa özgü bir incelik ve nezaket içindeki iç güzelliği, gönül zenginliğidir. En değerli ve en
şirin güzelliği ise, yüksek, ciddi, samimi ve berrak şefkatidir. Bu şefkat ve iç güzelliği hayatının sonuna kadar devam eder.

Kadında asıl olan özellikler bunlardır. Günümüz gençleri bu yönü ele alarak değerlendirme yapmalılar. Böyle yaparlarsa, doğru seçimi daha kolay yaparlar.

Erkekler, kızlarda bu yönü tercih etmeliler. Kızlar da fıtratlarında var olan bu özelliklerini ön plana getirmeliler. Bu yapılabildiği zaman yaşanan sıkıntıların
çoğu çözülür ve kurulan yuvalar saadet hanesi olur.

Bu bakış açısı kalıcı olandır. Çünkü kadının ihtiyacı olan sevgi gerçekte budur. Narin, şirin, tatlı ve ince yaratılışlı kadının dış görünüşü zamanla değişebilir
ama iç  yapısı, şefkat ve sevgi duygusu zamanla daha çok artar, hem kendini, hem de erkeği mutlu eder.


Kadının saygınlığı ve hukuku da, böyle bir muhabbetle korunur. Yoksa dış güzellik kaybolursa, sevgi de biterse, ne kadın ne de erkeğin mutlu olması zordur.

Kadın her haliyle güzeldir.
Hem suretiyle, hem de siretiyle…

 

 

Allahu (c.c) Bekar Kardeşlerimize Hayırlı bir iş ve eş nasip etsin.

Selam ve Dua ile kalınız efendim.

 

Gökhan Gündüz





Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/3/2009 - Şeytanın Gizlediği Tuzaklar - Şeytanın Vesveseleri - Şeytan - Şeytan Nasıl Bir Varlıktır?

Kategori: Nasihatler

Şeytanın Gizlediği Tuzaklar


Kim olursa olsun, her insanın sonsuz bir azap çekmesini isteyen, bütün varlığını buna adamış olan, son derece tehlikeli bir varlık var... mukarrebin.blogcu.com

Bu varlık tarihin her aşamasında insanın düşmanı oldu. Yaşamış ve ölmüş milyarlarca insanı ateşin içine çekti ve halen çekmeyi amaçlıyor. Onun için genç, yaşlı, kadın, erkek, devlet başkanı veya dilenci fark etmiyor. Her insan onun hedefi...

Bu sinsi varlık, insanın apaçık düşmanı olan “şeytan”dır. mukarrebin.blogcu.com

Siz bu yazıyı okurken sizi gözleyen, sizinle ilgili planlar yapan ve sizi Allah’ın dosdoğru yolundan alıkoymak isteyen önemli bir düşmanınız var. Bu düşmanın tek arzusu, olabildiği kadar çok insanı kendisiyle beraber cehenneme sürüklemek... Hangi sebeple olursa olsun, onu takip edenlerin sonu hiç değişmiyor. Bu son Kuran’da şöyle haber verilir:

"Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir." (Hac Suresi, 4) mukarrebin.blogcu.com

Şeytan var gücüyle insanları Allah’ın yolundan saptırmak için çalışır. Bu nedenle, kullandığı taktiklerin iyi bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Böylelikle müminler, Allah’ın izniyle kendileri üzerinde etkisi olmayan şeytanın hilelerini daha çabuk fark edip, onun zayıf düzenini daha etkili bir şekilde bozabilirler.

Şeytan İnsana Nasıl Yaklaşır? mukarrebin.blogcu.com
Şeytan, Allah’ın emrine uymayarak (Allah’ı tenzih ederiz) Hz. Adem’e secde etmediği için Allah'ın huzurundan kovulmuştur. Allah'ın huzurundan ayrılmadan önce, insanları da kendisi gibi saptırmak için Allah'tan süre istemiş ve Allah da ona kıyamet gününe kadar süre tanımıştır. (Araf Suresi, 11-18).

Şeytanın uygulayacağı yaklaşma taktiği her insana göre değişir. Her insanı en zayıf noktasından yakalamayı amaçlar. Allah’ın kendisine verdiği süreli izin ile şeytanın insanlara nasıl yaklaşacağı bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

”Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onları (insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 16-17)

Şeytan İnsanlara Ne Tür Tuzaklar Kurar? mukarrebin.blogcu.com

  • Temiz Kalplisin Diyerek Kandırır:
  • Şeytan müminlere ve Kuran ahlakından uzak yaşayan insanlara birbirinden farklı tuzaklar kurar. Örneğin, din ahlakından uzak yaşayan bir kimseye, temiz kalpli biri olduğu telkini vererek, güzel ahlakı yaşamamasını ve daha da uzaklaşmasını sağlar. Onu tamamen dünya hayatına yönelterek ona Allah'a hesap vereceği günü unutturur ve bunun gibi vesilelerle onu ömür boyu din ahlakından uzak tutmayı amaçlar. Allah bu aldatmacalara inanan insanların ahirette düşecekleri durumu Kuran’da şöyle bildirir:
  • “Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Mücadele Suresi, 19)

  • Kötü Ahlaka Kılıf Buldurarak:
  • Şeytan, Allah’ın rızasını kazanmayı amaçlayan müminlere karşı da farklı tuzaklar hazırlamaya çalışır. Örneğin, müminlerin ihlasla ibadet etmelerini engellemek için, samimiyetle yaptıkları her işe engel olmayı amaçlar. Tüm gücüyle, inananların din ahlakının gereklerinden küçük küçük de olsa tavizler vermesi için çaba harcar. Kibir, bencillik, unutkanlık, dikkatsizlik, kendini yeterli görme, öfke ve gurur gibi nefsin yatkın olduğu konuları çeşitli kılıflara sokarak mümine uygulatmaya çabalar.

  • Sapkın Davranışları Süslü ve Çekici Gösterir:
  • Geleneklerle bozulan, gerçek Kuran ahlakından tamamen kopuk olan ve Kuran’da "ataların dini" olarak adlandırılan batıl inançlar; Budizm, Karma felsefesi gibi insanların kendi kurallarıyla oluşturduğu sözde inanç sistemleri ve Kuran’da haram kılınan (eşcinsellik, zina, faiz vb) her türlü sosyal ve toplumsal olayın meşru kabul edilmesi sapkın davranışlar arasındadır. Şeytan bu sapkınlıkları, "modernlik, çağın gerekleri veya gelenekler” gibi bahanelerle süsler. Şeytanın bu hilesi bir ayette şu şekilde bildirilmiştir:
  • “...Şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.” (Neml Suresi, 24)


Şeytanın Sinsi Oyunları

  • Büyüklük Telkini Vermeye Çalışır:
  • Şeytan, kendisi gibi tüm insanların da Allah'a karşı itaatsiz ve kibirli olmasını ister (Allah’ı tenzih ederiz). İnsana sürekli olarak kötü ahlak göstermesini, Allah'ın hoşnut olmayacağı her türlü tavrı uygulamasını emreder; O'nun gücünün ve büyüklüğünün gereği gibi takdir edilmesini engellemeye çalışır. Allah Kuran'da bu tehlikeyi şöyle haber vermiştir:
  • “Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” (Bakara Suresi, 168-169) mukarrebin.blogcu.com
  • Şeytanın uyguladığı en sinsi oyun, insanları Allah’ın adını kullanarak kandırmasıdır. Bu yöntemle, Allah'ın razı olmadığı hareketlerin din adına yapılmasını telkin eder. Konu ile ilgili bir Kuran ayeti şöyledir:


  • ”Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır. (Fatır Suresi, 5-6) mukarrebin.blogcu.com
  • Allah Affeder Diye Aldatmaya Çalışır:
  • Şeytanın insanı Allah'ın adıyla aldatmasının bir başka yolu da, Allah'ın affediciliğini öne sürerek insanı günah işlemeye teşvik etmesidir. Bir insan, "nasıl olsa Allah affeder" diyerek bile bile günah işlemeye başlarsa, Allah korkusunu yitirebilir. Kuran'da, "yakında bağışlanacağız" diyerek bile bile günah işleyen insanlar (Araf Suresi, 169) bildirilirken, şeytanın insanı Allah adıyla aldatışının bir örneği haber verilir.


  • İnsanların Arasına Kin ve Düşmanlık Sokar:
  • Dünya var olduğundan beri süregelen tüm savaşlardan, kavgalardan en sıradan gibi görünen tartışmalara kadar her türlü düşmanlığın arkasında "şeytanın kışkırtmaları" vardır. Kuran ahlakının getirdiği merhamet, adalet, barış ve hoşgörü gibi yüksek değerlerden uzak yaşayan inkarcıların, birbirlerine karşı kin ve düşmanlık beslemeleri son derece doğaldır. Ancak şeytan başka taktikler uygulayarak müminlerin arasına da kin ve nefret sokmaya çalışır. Bu şekilde onları zayıflatabileceğini ve bozulmaya uğratabileceğini zanneder. Allah bu tehlikeye karşı müminleri uyarmış ve çözüm yollarını göstermiştir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
  • ”Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.” (İsra Suresi, 53) mukarrebin.blogcu.com


Şeytan başka bir yöntem olarak, insanlara uzun vadeli planlar yaptırıp, bunlarla kafalarını meşgul ettirmeye çalışır. Veya insanları günlük işlere boğarak ve çeşitli bahaneler öne sürdürterek Allah'ı anmalarına engel olur. Ancak tabi ki, Allah'a teslim olmuş, sabah akşam O'nu zikreden, yeryüzündeki her olayın Yüce Rabbimiz’in kontrolünde olduğunu bilen ve ihlasla Rabbimiz’e yönelen müminlerin karşısında şeytanın bu zayıf hilelerinin bir etkisi olmaz. Bu durum Kuran’da şöyle bildirilir:
mukarrebin.blogcu.com
“(Şeytan) Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (Sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."” (Hicr Suresi, 39-40)mukarrebin.blogcu.com

 

Allahu Teala Bizleri Şeytanın Şerrinden Hıfzı Muhafaza Eylesin

Selam Ve Dua ile...

Gökhan Gündüz

Semerkand Gençlik Kulübü Erzurum




 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Gökhan Gündüz Official Web Site || Hoşgeldiniz... || İletişim: Duygusal@msn.com

Bitmeyen yollar gibi, sonsuzdur benim tasam. Bekleyenim olsa da razıyım kavuşmasam...!

Son yazılarım

Biz Gazzeli Değiliz Rahat Olun!
Kız Erkek Arkadaşlığı (Flört) Hakkında
VEFA DERNEĞİ’NDEN ‘FARKLI BİR GECE’
Allah Korkusu ve Kader Hakkında Ayet Ve Hadisi Şerif / 2 Nisan 2009
Günlük Ayet ve Hadis 28 Mart 2009 Cuma
Rızık Hakkında Günlük Ayet ve Hadisi Şerif / 1 Nisan 2009
Nefs ve Manevi Tedavi
Kuranda Kadın Hakları ve Musibetler Hakkında
Evlilik- Gençler Neden Evlenemiyor? - Evlenmeme Sebepleri
Şeytanın Gizlediği Tuzaklar - Şeytanın Vesveseleri - Şeytan - Şeytan Nasıl Bir Varlıktır?
Bir Gece de Uyuma - Dini Makaleler - Uykucu
2009 Mevlid Kandili - 20 Nisan 571 Mevlid Gecesi - 20 Nisan 2009 Kutlu Doğum Haftası
Hayali Dünyamız - Dini Makaleler - Duygusal Makale
Ağlayalım Hep Beraber - Dini Makaleler - Gökhan Gündüz - Semerkand
Durun Korkuyorum - Dini Yazılar - Makaleler
Aşk ve Secde
Niçin Susarız? Neden Susarız? Susmak - Dini Makaleler
Ömrünüzü "Ne Derler Hastalığı" İle Harcamayın
Geçip Giden Bir Ömür
Gül Gülse Daim Ağlasa Bülbül
Allah Yalanın Her Türünü Haram Kılmıştır
İlahi Huzura Ermek İçin - Semerkand Dergisi
Hadisi Serifler, Peygamberimizin Öğüt ve nasihatleri
Senin Zaaf Hanende Ne Yazıyor?
HER ATEŞ Kendi HİKAYESİNİ YAZAR

KATEGORİLER MENÜSÜ

  • Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinden Sohbetler
  • Adabı Fethullah
  • Afiş Sergisi
  • Allah Dostları
  • Allah Korkusu
  • Arifler Yolunun Edepleri
  • Batıl Felsefeler
  • Bediüzzaman Said Nursi Hz.
  • Bitkiler Alemi
  • Bunları Biliyor muydunuz?
  • Coğrafya Ve Dünyamız
  • Cuma Sohbetleri
  • Dini Avatarlar ve Gifler
  • Dini Fıkralar
  • Dini Hikayeler
  • Dini ilahiler ve kasideler TIKLA Dinle
  • Dini Makaleler
  • Dini Makaleler ingilizce - Religious Writings English
  • Dini Resimler
  • Dini Siirler
  • Dini Sorular ve Cevaplar
  • Dini Terimler ve Anlamları
  • Diğer Dinler Ve İslamiyet
  • Dua
  • Ebrar Ve Mukarrebin
  • Ellidört Farz (54 Farz)
  • Esma-ül Hüsna Allah'ın (c.c) İsimleri
  • Evlilik Ve Cinsel Hayat
  • Evliyalar Serisi - Sesli Mp3 Formatında
  • Fıkh-ul Ekber İmam-ı Azam Ebu Hanife (r.a)
  • Gavsi Sani Hazretlerinden Sohbetler
  • Gazete ve Dergilerden Dini Makaleler
  • Gül Nesil 63 Yıl
  • Günlük Ayet Ve Hadisi Şerifler
  • Haberler
  • Hadisi Şerifler
  • Hatırlatmaca
  • Hayata Yön Veren Yazılar
  • Hayvanlar Alemi
  • Huzur Yolu
  • Hz. Muhammed (s.a.v)
  • Kandil Mesajları
  • Kaza Ve Kader
  • Kuran Mucizeleri 1
  • Kuran Mucizeleri 2
  • Kuran Mucizeleri 3
  • Kuran Mucizeleri 4
  • Kuran Mucizeleri 5
  • Kuran Mucizeleri 6
  • Kuran-ı Kerim Dinle
  • Kuran-ı Kerim Meali
  • Kuranda Cennet
  • Latifeler
  • Makaleler
  • Marifetname
  • Mektup Kutusu
  • Melek Ve Cinler Alemi
  • MenziL
  • Menzil Hikayeleri
  • Menzil Resimleri
  • Metafizik
  • msn
  • Mucizeler & ibretlik Fotoğraflar
  • Muhtelif Bilgiler
  • Mukarrebin
  • Mustafa Kemal Atatürk
  • Mübarek Gün Ve Geceler
  • Namaz
  • Nasihatler
  • Nefsin Mertebeleri
  • Oruç
  • Osmanlı Tarihi
  • Otuziki Farz (32 Farz)
  • Peygamberler Tarihi
  • Programlar
  • Questions To A Muslim Child - Bir Müslüman Çocuğa Sorular
  • Risale-i Nurdan Seçmeler
  • Sadat-ı Nakşibendi ve Hayat Hikayeleri
  • Sahabeler
  • Semerkand
  • Semerkand Dergisinden Seçmeler
  • Sevgili Peygamberim Mp3 Serisi
  • Sevgiliye Mesajlar
  • Seyyid Muhammed Saki Erol
  • Tarih
  • Tarih Serisi mp3 olarak
  • Tasavvuf Sohbetleri
  • Tefekkür Konuları
  • Tefsir
  • Temel İlmihal Bilgileri
  • Vücudumuzdaki Mucizeler
  • Yemek Tarifleri
  • ~19 Mayıs Atatürkü Anma ve Gençlik Ve Spor Bayramı
  • ~Anneler Günü (14 Mayıs)
  • ~Güvenlik Soruşturması Ve Arşiv Araştırması Formu
  • ~Performans ve Proje Ödevleri
  • İmam-ı Rabbani - Mektubat Eseri
  • İman Esasları
  • İman Hakikatları
  • İslam Tarihi
  • İslam Ve İnsan
  • İslami Sohbetler
  • İslami Çocuk Serisi (mp3)
  • İslamiyet
  • İtikad
  • Şeytanın Hileleri
  • Şifalı Bitkiler
  • Şiirler


  • Mükemmele Doğru ilerliyoruz...
    lailaheillallah.org İslami ve Temiz İçerikli Siteler Listesi Genç Toplist | Pr:4 Toplist | Site Ekle |  Toplist | Link Ekle | Hit Kazandıran Toplist site ekle ListeNur.de - islami siteler listesi Din Site Ekle
    Zirve100 Toplist